Tosya - Edebiyatımız PDF Yazdır e-Posta

HELESA:

 

Hepimizin bildiği gibi her yörenin kendine özgü gelenek ve görenekleri vardır. Bütün bunlar uzun yıllar sonunda oluşmuşlardır. Bu adetler bir yöreyi tanımada bizlere sunulmuş ipuçlarıdır. Tosya düğünü de bu adetlerin bir bölümüdür. Bu bölümün enteresan olanda helesadır. Salı gecesi gelin ve damat evlerinin bayanları arasında düğün eğlenceleri yapılır. Gelenler topluca eğlenirler. Çarşamba günü gelinin eline kına yakılır. Kınadan sonra peştamal adi verilen bir çeşit örtü örtülerek ortaya gerilir. Bu sırada bayan hocalar tömbek denen musiki aleti eşliğinde ilahi söylerler. Gelinin çok yakini peştemalı kaldırıp gümüş tarakla saçını tarar. Önce aile efradı ve yakınları mücevher veya para koyarlar. Sıra komşulara tanıdıklara gelmiştir. Hediye işi bittikten sonra helesaya geçilir. Gelin bir sandalyeye oturur. Sandalyenin etrafına iki tarafın gençleri toplanır. Aşağıdaki maniyi söylerler:

  

Bismillahi başlıyalı

Biz bu işi işliyeli

Usanmadan boşluyalı

Helesa helesa Helemolayısa

Bi gözel olsa

Goynuna girse

Girse girse

 

İstanbul’un minaresi

Helesa helesa

Ezan okur imamesi

(Helesa)

Annesinin bi tanesi

Helesa helesa Helemolayisa

Bi güzel olsa

Goynuna girse

Girse girse

İstanbul'dan gelü gayık

Kimi zeroş kimi ayuk

Oğlan gıza olmuş aşık

Helesa helesa

Helemolayısa

Bi güzel olsa

Goynuna girse

Girse girse

 

İstanbul’da bi guyu va

İçinde datlı suyu va

Her gözelin bi huyu va

Helesa helesa

Helemolayisa

Bi güzel olsa

Goynuna girse

Girse girse

 

Aşurma gızım aşurma

Aşı başından daşurma

Gaveyi hafif bişirme

Helesa helesa Helemolayisa

Bi güzel olsa

Goynuna girse

Girse girse

 

İstanbul’un bayırına

Helesa helesa

Gadı goymuş çayırına

Helesa helesa

Anan baban hayırına

Helesa helesa

Helemolayisa

Bi güzel olsa

Goynuna girse

Girse girse

 

Bizim yaylalar otlu olu

Südü gaymağı datlı olu

Bizde gizla giymetli olu

Sevdiğim bi ay

Sevecek sohbet seni

Düğünü ahret bizimdü

Düğünü ahret bizim

 

Giyonun giydigü atlas

Atlasa iğneler batmaz

Giyo kimseden gorkmaz

Sevdiğim bi ay

Sevecek sohbet seni

Düğünü ahret bizimdü

Düğünü ahret bizim 

 

Babamin öküzü besdü

Birisi birine esdü

Gız anasının emeği boşdu

Sevdigim bi ay

Sevecek sohbet seni

Düğünü ahret bizimdü

Düğünü ahret bizim 

 

Bag budarım bag budarim

İçinde keklik güderim

Gız seni alu giderim

Sevdiğim bi ay

Sevecek sohbet seni

Düğünü ahret bizimdü

Düğünü ahret bizim 

 

Bizim yaylalar oluklu                                         

Akar balıklı balıklı

Ak göğü çapraz ilikli

Sevdiğim bi ay

Sevecek sohbet seni

Düğünü ahret bizimdü

Düğünü ahret bizim.   

Yöresi          : Tosya

Notaya Alan  : Erol SEVDİ   

 

ZELZELE DESTANI: Tosya'da yaşayanlar da büyük sevinçlerden ve felaketlerden etkilenmiş, şairleri de bunlar destan şeklinde dile getirmişlerdir. Destanlar o günün acılarını, mutluluklarını unutul­mayan şiirler halinde bize ulaştırmışlardır. Tosyalı 27 Kasım 1943 yılında meydana gelen depremde 820 evlâdını kaybetmiştir. Bunun acısı yüreklerden silinmemiş ve bu olay Tosya'da bir tarih başlangıcı olarak yıllarca kullanılmıştır. Tabi olarak bu acılar şairleri de duygulandırmış ve destanlar yazmışlardır. Bunlardan biri de şair Hüseyin Avni BAZLAMATÇI'dır. 

 

 

I

 

Yetişin imdada yaren kardeşler

Kurban kılıncını çıldı Tosya’ya,

Garkoldu toprağa nice yurttaşlar

Can ufkundan ecel saldı Tosya'ya. 

 

Bindokuzyüzkırküç ikinci teşrin

Tarife gelmiyor bir derdimiz bin,

Nasıl anlatalım insü melek cin

Kıyametten bir hal oldu Tosya'ya. 

 

Derin uykularda dehşet zelzele

Yıktı harap etti vahşet zelzele,

Bıraktı bizleri hasret zelzele

Hicran badesini doldu Tosya'ya. 

 

Zelzele kimseye aman vermedi

Kaçıp kurtulmaya zaman vermedi,

Çoluğa çocuğa meydan vermedi

Cihan hayretlerde kaldi Tosya'ya.                                                        

 

Avniya titredi heybet elinden

Göçtü kaşaneler kudret elinden,

Can verdi çokları mihnet elinden

Taktı kisbetini daldı Tosya'ya. 

 

II 

 

Kudret kılıncını hicran zelzele

Amansız bağrına çaktı Tosya’nın,

Ezdi harap etti figan zelzele

Hasret sinesini yaktı Tosya’nın. 

 

Nice kardeşlerden ayrı düşürdü

Nice ciğerleri yaktı pişirdi.

Nicelerin aklın aldı şaşırdı

Felaket ufkundan baktı Tosya’nın. 

 

Avniya durmayıp hicrana ağlar                                                  

Gitti yüzlerce can kurbane ağlar.                                                   

Öksüz yetim garip her cana ağlar

Felek bağ bahçesin yaktı Tosya’nın. 

 

III 

 

Ey yük yük has pirinç bağlayan Tosya                 

Ey dertliler derdin sağlayan Tosya,

Viran bağ bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekler dağlayan Tosya. 

 

Bindokuzyüzkırküç teşrinisani

Yirmiyedisinde uyku zamanı

Gece saat yedi, her taraf fâni

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti ciğerler dağlayan Tosya. 

 

Cuma gün gecesi oldu zelzele

Derin uykularda koptu velvele

Rabbim göstermesin böyle bir çile

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekler dağlayan Tosya. 

 

Ey Tosya, bülbülün bağın nicoldu

Uzanmış ormanın dağın nicoldu

Hastalarin nasıl, sağın nicoldu

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekler daglayan Tosya. 

 

Hastane fabrika köyün civarın

Kışa döndü yazın, güzün baharın

Hani yeni cami kal'a hisarın

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti ciğerler dağlayan Tosya.                                                          

 

Baktım dört yanına kabristan olmuş

Seyrangâh yerlerin hep viran olmuş  

Her halin ağlatır bir destan olmuş

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekler dağlayan Tosya. 

 

Çok haneler söndü çoğu kapandı

Hasret firkat gönül ateşe yandı

Allah sadaları arşa dayandı

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekler dağlayan Tosya.

 

Avniya, dert ile ağlayanlara

Hak rahmet eylesin ölen canlara

Geçmiş olsun sana, sağ kalanlara

Viran bahçesi ağlayan Tosya

Hasreti yürekleri dağlayan Tosya. 

 

Yazan: Hüseyin Avni BAZLAMATÇI (Tosya 1908-1966)   

 

Yer depremi...

Eski adi ile "zelzele"... Belki insanların karsılaşabilecekleri "tâbi’i afetler arasında en fecîsi, en korkuncu, en dehşetlisidir deprem... Ölmeden mezara girmek ve o mezarda son nefesini verinceye kadar günler­ce beklemek... Bu yerin altına girenlerin felâ­keti... Ya üstünde kalanlar?... Soğuk, karlı kış gecelerinde, zifir gibi karanlıkta, belki üstünde bir pijama bile olmaksızın sokağa fırlamış ve yeraltında kalan sevgi­lilerini kurtarmak için tırnakları ile toprağı eşmeye, beton blokları kaldırmaya çalışan zavallılar... Rıfat Ilgaz’ın mısraları ile TOSYA ZELZELESİ’NDEN bir bölüm:

 

Bu aksam başı dumanlı Ilgaz’ın

Devrek’in üstünde bulutlar,

Havada yağmur ağırlığı...

Kepenkler erken çekildi,

Hanönü'nden dağıldı memurlar

Kısa kesti paydos düdüğünü

Çeltik fabrikası...

Sustu dokuma tezgâhları

Durdu iki bin mekik

İki bin dokumacı vardı uykuya 

Saat biri otuzbeş geçiyor...

Köpekler silkindi uykudan...

Değişti bir anda manzara,

Canlı cansız devrildi ne varsa ayakta,

Yok oldu insan emeği...

Döküldü sokaklara insanlar

Ölüler kaldı yerinde...

Vakitsiz giden hastalarına

Üzülecek hemşireler kalmadı...

Sağ kalan çocuklarımız bir daha

Karşısına çıkmayacaktır Öğretmen Kâzım’ın.

Çocuğunu emziren kadının

Soğudu memesinde sütü...

Kimler dönecek köyüne,

Hana sağ inenlerden;

Yolcular yataklarında gömülü

Atlar ahırda ölüdür.

Bozuldu tezgâhlar, düzenler,

Mekik tutan eller kırıldı;

Yarın Çeltik Fabrikası işbası çalamaz,

Artık uyandıramaz çalsa da

Yedi yüz Tosyalı'yı uykudan! 

 

Yazan: Rıfat ILGAZ   

 

Tosya'da Anlatılan Efsaneler: Halkın gözünde ve anlatanın hayal gücün­de biçim değiştirerek olağanüstü niteliklerle donatılarak kuşaktan kuşağa nakledilen hikâyelere efsane denir. Bazı efsaneler yalnızca konu aldığı kişiye veya yöreye özgüdür. Başladığı tarih belli olmamakla beraber, kaynaklarını tarihe, dine, menkıbelere dayandırmakla beraber, inanç yönü asil ağırlığı teşkil eder. Eski Türk efsanelerinde, İslam Dininin kabu­lünden sonra yer, biçim ve öz değişikliğine uğramış, Türk'lerin gittiği her yerde yeni yeni yaşama alanları bulmuştur. Efsaneler sanatlı bir anlatıma sahip olmadıklarından destanlar­dan ayrılırlar. Yaratılış ve şekil değiştirişi anla­tan efsaneler, tarihi efsaneler, olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler ve dini efsaneler olmak üzere dört bölüme ayrılır. Tosya'da bu türden efsaneler anlatılmaktadır. Halen zekâ ve hayal gücünün ürünü olan birçok efsane gönülden dile aktarılmaktadır. İşte derlediğimiz bu efsa­neler aşağıdadır: 

 

“TOSYA” ADININ EFSANESİ: Efsaneye göre Horasan erenlerinden Hamza Baba yanında dostu Yalınkılıç'la bu topraklara geldiklerinde tarih 1215 yılını gösteriyormuş. Bu bölgeyi o kadar beğenmişler ki yıllarca gördükleri rüyaların gerçekleştiğine inanmışlar, burada kalmağa karar vermişler. Her taraf yemyeşilmiş. Çeşitli ağaçlar, rengârenk çiçek­ler, cıvıl cıvıl kuşlar, pırıll pırıl akan sular onları adeta büyülemiş. Bu topraklan yurt haline getirebilmek için bütün güçleriyle çalışmışlar, çabalamışlar. Bir gün uzaktan toz bulutunu gören Yalınkılıç: - “Düşman geliyor!” diye seslenmiş. Hamza Baba duymamazlıktan gelmiş. Yalınkılıç tekrarlamış. - Düşman geliyor!” Hamza Baba başını kaldırıp uzun uzun bakmış.- Bayraklarını görmüyor musun? – “Düşman değil onlar, dost ya demiş.” Gelenler Oğuz’un boylarıymış. Onlarla kucaklaşıp, sarmaş dolaş olmuşlar. Kayı’yı Kızgınkaya Tepesi'ne, Bayat’ı Yanıktepe Tepesi'ne, Avşar’ı Eymekul Tepe'ye, Karkın'i Cadıkayası Tepesine, Çepni'yi Bağyaka Tepesi'ne, Kınık'ı Dikmencik Tepesi'ne, Kızılcayı da Karakaya Tepesi'ne yerleştirmişler. O gün söylenen "dost ya" kelimesi daha sonra     "dos­ya" şeklini almış. Zamanla "Dostlar Şehri " anlamına gelen "TOSYA" diye söylenir olmuş. 

 

İKİ TEPE EFSANESİ: Zincirlikuyu Köyü'ne gidenler oraya var­madan önce Devrez'in kıyısında iki tepe görürler. Onlar için şöyle bir efsane anlatılır. Türk ordusu doğu tarafına sefere giderken yollan Zincirlikuyu Köyü'ne uğrar. Başlarındaki kumandan, herkesin bir avuç toprak alıp bir yere yığmalarını ister. Koydukları topraklar bir tepe oluşturur. Ayni yolla savaştan dönen askerler, yine bir avuç toprak koymak suretiyle yeni bir tepe yaparlar. Giderken yaptıkları tepe büyük, gelirken kurdukları tepe küçükmüş. Aradaki fark şehit olan asker adedini gösteriyormuş. 

 

YILANKAYA EFSANESİ: Dikmen Köprüsünün karşısındaki Tülüce tepesinde taştan bir yılan kalıntısı vardır. O kayanın adi "Yılankaya"dır. Efsanesi ise şöyledir. Namaza duran genç kız, bir ara önüne doğru bir büyük yılanın geldiğini görür. Çok zor durumdadır. Namazdan da çıkamamıştır. İçinden dua eder. "Allah’ım, ya onu taş et, ya beni kuş et" diye. Yılan taş olur. 

MALKAYA EFSANESİ: Kuzyaka Mahallesi'nin ilerisinde Malkayası vardır. Burada bulunan tüneller çok dardır kolay kolay geçit vermezler. Başlangıcı bellidir ama sonu yoktur. Efsaneye göre ona seslenir­ler. – “Malkayası mal ver.” Bir ses duyarlar: - “Gel de al.” 

 

SANDIKKAYA EFSANESİ: Çepni Köyü'ne giden yolda Sandıkkaya vardır. Efsanesi şöyledir. Köye gelin götürür­ken yollarını eşkıya keser. Gelinin çevresinde­ki alayda kim varsa öldürürler. Sıra ona gelmiştir. Geride gelinin namusu ve bir de tüm eşyasını koyduğu sandığı vardır. Sandığa sıkı sıkı sarılır ve "Ya Rabbim, yardım et" diye can havliyle haykırır. Sandık kimsenin uzanamayacağı kayanın üstünde kalır. Taş haline gelir. Gelini ise bir daha gören olmamıştır.

 

YEDİ KARDEŞ EFSANESİ: Efsane bu. Ilgaz Dağının Hacet Tepesi'nde yedi kardeş yaşarmış. Beşi erkek ikisi kız olan kardeşlerin hepsi evliyadanmış. Bir gün en bü­yükleri bir teklif getirmiş. "Birer taş alalım. Atalım. Nereye düşerse ölünce oraya yatalım". Kabul etmiş kardeşleri. Taşları teker teker atmışlar. Biri Benli Sultan Köyü'ne düşmüş. Orada Benli Sultan yatıyor. İkisinin attığı taş yere düşmüş, orada kalmış. Hıdırlık'ta iki kız kardeş yatıyor, Ünzile ve Tenzile. Diğerleri ise Tekke önü’nde Kesikbaş, Pınarbaşı Mahallesi'nde Karabaş Şeyh, Acıkavak'ta Murat Baba yatıyor. 

 

KIZ EVLİYA EFSANESİ: Düşman kuvvetleri şehri bastığında, bütün eli silah tutanları öldürmüşler. Kız Evliya başarıyla direnmiş ama zamanla gücü tükenmiş. Namusunu korumak için kendini İbecin Yarından aşağı atmış. Öldüğü yere gömülmüş. Onunla ilgili anlatılan efsane böyledir. 

 

KESİKBAŞ EFSANESİ: Savaşa katılan Kesikbaş'ın vuruşma sırasında kellesi düşman kılıcıyla kopar. Ruhunu Allah'a teslim etmiştir. Başını düşmana verme­mek için kalkar, koltuğuna alır, Tekkeönü'ndeki mezarlığa gelir, oraya yatar. Onun efsa­nesi de böyle anlatılır. 

 

GEYİKLİ CAMİ EFSANESİ: Şarakman Köyü'nde Geyikli Cami var. Divan camii tipinde yapılmış. Tarihi belli değil. Efsaneye göre, şimdiki caminin karşısındaki düzlüğe köylüler cami yapmak için ağaçları getirip yığmışlar. Ertesi sabah bakmışlar ki o yerdeki ağaçlar karşıya dizilmiş. Köylüler bunun bir işaret olduğuna karar vermişler. Camiyi oraya yapmışlar. Orada bu işin geyikler tarafından yapıldığı inancı var. O yüzden cami "Geyikli Cami" diye adlandırılıyor. 

 

TEKKE  HAMAMI EFSANESİ: Şeyh İsmail Rumi halktan kendisine at ve öküzlerini vermelerini ister. Ne yapacağını bilmediklerinden ve hayvanlarına zarar gelme­sinden korktukları için vermezler. Buna üzülen şeyh geceleri hamamı yapmaya baslar. İnşaatın hızını görenler hayret etmişlerdir. Kimse yardım etmemiş, at ve öküzlerini vermemişlerdir. Malzemelerin nereden ve nasıl geldiğine akıl erdirememişlerdir. Merak edip gözetler­ler. Elik ve geyikler sırtlarında geceleyin malzeme taşıyorlar. Yaptıklarından pişman olmuşlardır ama iş işten geçmiştir. Halk arasında Tekke Hamamı ile anlatılan efsane böyledir. 

 

KÜÇÜK  HAMAMDAKİ CİN  EFSANESİ: Abdurrahman Paşa Camii’ne (Yeni Cami) namaz kılmağa gelen cema­at horoz sesi duyarlar. Ses vardır, horoz yok­tur. Hamamın o zamanki yeri çöplükmüş. Ka­zarlar ve altından hamam çıkar. Horozun bu delikten aşağı düştüğü anlaşılmıştır. Hamama girilir ama halvetin yanındaki odaya girenler çarpılır ve delirir. Bu yüzden o oda kapatılır ve kapısı çivilenir. Tosya'ya gelen Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemseddin hamama git­mek istediğini söyler. Küçük Hamam'a (Vikvik Hamamı) götürürler. Hamama giden hoca kapalı kapıyı görür ve sebebini sorar. Olanları duyunca kapıyı açmalarını ister. Açtırır. Odaya girer girmez içeriden gürültüler feryatlar gelir. Elinin baş parmağı taşı deler ve içine gömülür. Uzun yıllar parmak izi olan kurna yerinde du­ruyordu. Hamamın restorasyonu sırasında bu kurna  kaldırılmıştır. Geride yalnız efsanesi kalmıştır. 

 

HIZIR'IN AYAK İZİ  EFSANESI: Çukur Köyü Akkoylar mevkiinde bulunan bir taş üzerinde insan ayağının izi var. Efsane­ye göre bu ayak izi Hızır Aleyhisselam'a aitmiş.

 

 
 
Tasarım: Metin BEKTAŞ...ž Sitemiz en iyi 1280x1024 çözünürlükte izlenir.... Sitemiz Garanti Hosting Firmasınca Desteklenmektedir